Başın öne eğilmesin!

Metroda, otobüste, evde hepimiz, her gün onlarca insanı, başı öne eğilmiş, gözleri telefonda olarak görüyoruz. Çoğu zaman bu durumun aktörü biz de oluyoruz tabii ki… Peki, neden başımız sürekli öne eğik? Neden gözümüzü telefondan kaldıramıyoruz? Bu dijital bağımlılık bir hastalık mıdır?

“Günde biraz WhatsApp mesajlaşması, Instagramda story paylaşımı, bir iki arkadaşın sayfasını ‘stalklamak’, Youtube da sevdiğim çiftlerin ev turu veya günlük yaşantısından bir parça bir şeyler izlemek, otobüste yolculuk boyunca müzik dinleyerek haber platformlarını ‘googlelamanın’ neresi hastalık olabilir ki?” dediğinizi duyar gibiyim. 

GÜNÜMÜZÜN 6 SAAT 54 DAKİKASI ÇALINIYOR! 

Şöyle bir gün içerisindeki telefon trafiğinize dönüp bakın lütfen! Hatta durun size bu bilgiyi yine sosyal medya uygulamanız versin; günde ortalama kaç saat onunla geçirdiğinizi. Uygulamanızın hareketler kısmına girdiğinizde ona ne kadar vakit ayırdığınızı sizinle paylaşıyor zaten değil mi? Yapılan araştırmalara göre sizin tüm gününüzden 6 saat 54 dakikayı çalan bu alışkanlıklara uzmanların cevabı kısa ve net “Evet, bu bir hastalık.”

Sosyal medya hayatımızın öyle bir noktasına yerleşti ki; Amerika’da sıradan birinin markette yaşadığı sinir bozucu olaya tepki gösterip öfkelenebiliyor, Faroe Adalarında yaşanan balina katliamına tüm dünya ile aynı anda üzülebiliyoruz. 

Elbette dünya gündeminden anında haberdar olmak çok kıymetli. Fakat her şeyde olduğu gibi bu da kararında olmalı. Bilinçsizce kullanılan teknoloji ve internet öyle ciddi bir bağımlılık türü oldu ki, artık bununla ilgili literatüre geçmiş teknolojik hastalıklarımız dahi var. Gelin bir göz atalım bunlara:

Yapılan araştırmalara göre insanın ortalama 6 saat 54 dakikasını çalıyor dijital aletler. Bu alışkanlıklara uzmanların cevabı kısa ve net “Evet, bu bir hastalık.” O halde kaldır artık telefondan başını!

GOOGLE TAKİBİ: Kişinin çevresindeki kişileri sürekli olarak internette araştırması ve insanla- rın neler yaptığını incelemesi. 

NOMOFOBİ: Cep telefonu yoluyla iletişim bağlantısının kesilmesi halinde kişinin, haber alamamaktan korkup ve paniklemesi durumu. 

EGO SÖRFÜ: Kişi sürekli ismini internette aratıp, kendini takip etmesi. Bu insanlar ego sörfü denen hastalığa kapılmışlardır. Ego sörfü, online narsizm olarak da adlandırılıyor. 

FOMO: Gelişmeleri kaçırma korkusu olarak bilinir. Kişi gelişmeleri takip edemediğinde kendisini gergin ve kaygılı hissedebilir. 

PHOTOLURKING: Bir sosyal ağ platformunda sürekli insanların fotoğraflarına bakarak zaman geçirenlerin rahatsızlığı. 

SELFİTİS: Bazı insanlar var ki, onlar uykudan uyandıklarında veya yolun ortasında dahi fotoğraf çekiyor. Bu duruma, yani sürekli fotoğraf çekme takıntısı- na selfitis denir. 

YOUTUBE NARSİZMİ: Kişilerin kendilerini tanıtmak amacıyla YouTube’u kullanmalarını ifade ediyor. Bu kişiler sanal dünyada yer edinmek ve takdir toplamak ister. Tek amaçları ne pahasına olursa olsun popüler olmaktır. 

İNTERNET SİNİRİ: Teknolojik cihazlardaki geçici sorunlar veya performans düşüklüğünden dolayı kişinin duygusal ve ruhsal açıdan kendine ve çevresindekilere zarar verme derecesinde sinirlenmesi. 

SİBERHONDRİK: Hastalık durumlarında doktor muayenesi yerine internette tedavi yöntemlerini araştırma ve uygulama hastalığı.

Herkes beni beğensın! 

Like butonu, baktığında ne kadar masum görünüyor. Beğenip, alkışlamakta ne kötülük olabilir ki? Fakat görüyoruz ki, etrafımız o beğeni butonuna daha çok tıklatabilmek için ne yapacağını şaşıran fenomenlerle dolu.

İnternet ve sosyal ağlar, doğru kullanıldığında elbette hayal dahi edemeyeceğimiz bilgi kaynaklarına erişmemize yardımcı oluyor. Fakat mesele keşke bu noktada kalsa. Çünkü sosyal ağlar, “İnsanların beni takip etmesi için ne yapabilirim?” psikolojisindeki insanlarla dolu. 

Örneğin ‘like’ butonu. Baktığında ne kadar masum. Beğenip, alkışlamakta ne kötülük olabilir ki diyebilirsiniz? Fakat görüyoruz ki, etrafımız o beğeni butonu- na daha çok tıklatabilmek için ne yapacağını şaşıran fenomenlerle dolu. Onları izleyenler de artık sadece beğenmekle kalmıyor. Ekranda gördükleri hayatlara özenmeye, kıskanmaya başlıyor. 

BEYNİMİZ HIZLA TEMBELLEŞİYOR! 

Meselenin farklı bir yönü de var ki, maruz kaldığımız veri yığınları farkında olmadan insanı düşünme tembeli yapıyor. Adres ezberlemek yerine navigasyonu açmak, numarayı hafızada tutmak yerine dijitale aktarmak, kullanma zahmetine girmediğimiz beynimizi hızla tembelleştiriyor. Ayrıca gereksiz bilgi alımı, zihindeki önemli bilgilerin unu- tulmasına da sebep oluyor. Nasıl ki vücuda giren zararlı gıdaların fazlası bizi obezleştiriyor, bilginin de zararlı olanı, en azından gereksiz olanı düşünsel hayatımızı etkiliyor.

TELEFONDA DA MİNİMAL YAŞAYIN! 

Telefonunuzda ve bilgisayarınızda kullanmadığınız uygulamaları ve gereksiz dosyaları silin. Gözünüzü yormayacak bir duvar kâğıdı seçin. Ana ekranınızda fazla klasör bulundurmayın. 

Bildirimlerinizi kapatın. Böylece hesaplarınıza girmek sizin tercihiniz olsun. 

Kendinize e-posta ve bildirim kontrol etme saati belirleyin.

UZMAN NÖROLOG NURAN AKDEMİR: BEYNİ KULLANMAMA, ERKEN BUNAMAYA 

SEBEP OLABİLİR 

Beyin kullanırsan güçlenen, kullanmazsan tembelleşen bir organımız. Dijital dünya, sundukları ile hayatı kolaylaştırıyor gibi görünse de aslında fark ettirmeden beyin gibi en hayati organımızı köreltiyor. Halen araştırmalar bize net bir sonuç vermese de işlerimizi akıllı cihazlara devretmeye devam ettiğimiz sürece “Dijital Demans” yakın gelecekte karşımıza çıkacak ciddi bir hastalık. Uzman Nörolog Nuran Akdemir, “Nöronlar arası bilgi ve koordinasyon akışının azlığı, kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçiş yollarını kullanmama, ileriye dönük yetersizlikler belki de erken bunamaya sebep olabilir.” sözleri ile uyarıyor. 

HER 2 KİŞİDEN BİRİ SOSYAL MEDYADA 

Sosyal medya yönetimi platformları 

We Are Social ve Hootsuite’in birlikte yaptığı araştırmaya göre; dünya nüfusunun yüzde 59’u yani 4.66 milyar insan internet kullanıcısı. Rapora göre tüm dünyada insanlar günlük, 6 saat 54 dakikayı internette geçirirken, her iki kişiden biri de sosyal medya kullanıyor.

DİJİTAL DETOKS İÇİN TAVSİYELER 

Bildirimleri kapatın. 

Yemek masasına telefonla oturmayın. 

Yatak odasına kesinlikle telefon sokmayın ve bir çalar saat edinin. 

Çalışırken ya da bir şey izlerken beyninizi ve gözünüzü tek ekranla sınırlandırın. Dışarıya çıkarken telefonunuzu evde bırakmayı deneyin, etrafınıza kulak verin. Saat için telefona bakmak yerine kol saatinizi tercih edin. 

Maillerinizi sürekli kontrol etme alışkanlığından vazgeçin.

Haber bültenine abone olun.

En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın

Bu hafta en çok okunanlar