Exodus

243

Bazen bir film yalnızca bir hikâye anlatmaz; hakikatin ışığını salar karanlıkların üstüne. Exodus tam da böyle bir film. Türkçeye Göç adıyla çevrilen bu yapım, sadece coğrafi bir yolculuğu değil; karakterlerin iç dünyalarındaki dönüşümü de ele alıyor. Üstelik bunu tek bir ülkenin hikâyesiyle sınırlamıyor. Farklı renk, dil ve inançlardan insanların kaderlerini bir nehrin kıyısında kesiştiriyor: Meriç.

Film, 15 Temmuz sonrası Türkiye’sinden kaçmak zorunda kalan muhalif insanların yaşadıkları üzerinden yola çıkıyor. Tecavüze uğramış Ezidi bir kız, ayrımcılık mağduru Kürt bir kadın, yaşadıkları yüzünden konuşamayan Afrikalı bir genç, babasına kavuşmak isteyen bir çocuk, terörist ilan edilen bir polis, demokrasi savunucusu genç bir akademisyen… Aynı kaçakçının eline düşüp yola çıkan bu insanların yolculuğu yalnızca sınırlardan değil, kendi önyargılarından da geçiyor.

Siyaset eliyle birbirlerine düşman edilmiş bu karakterler, zamanla aslında ne kadar benzediklerini fark ediyor. Kendilerini ayrıştıran önyargıları geride bıraktıklarında, aynı ailenin çocukları olduklarını görüyorlar. Bir sahnede akademisyen karakterinin anlattığı, Platon’un Mağara Alegorisi, hepimiz için çarpıcı bir ayna gibi.

Exodus, insan hakları, fedakârlık, umut ve özgürlük gibi kavramları işlemesi yönüyle oldukça değerli. İnsanların sabah özgürce yürüdüğü sokaktan, akşam saklanarak geçmek zorunda kalmalarının dramatikliği, beyazperdeye yansıtılmaya çalışılmış.

Sanatın Gücü Adına


Filmde göze çarpan kusurlar da var elbette. Özellikle mesaj kaygısının kurguyu ve karakterleri zaman zaman zayıflatması, dikkat çekiyor. 

Senaristlerin hâlâ devam eden haksızlıkları 104 dakikaya sığdırma çabaları, filme yer yer belgesel havası vermiş olsa da bu çalışmanın alkışı sonuna kadar hak ettiğini tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor. Çünkü bu film, kusurlarından daha büyük bir şey: Bir başlangıç. Türkiye’de yaşanan haksızlıkları beyaz perdeye ilk aktarış. Exodus, haksızlık karşısında sessiz kalmamak, olup biteni tarihe not düşmek ve umudu diri tutmak adına izlenmesi, desteklenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken bir yapım. 

Çünkü bazen bir film, susan milyonların haykırışına dönüşebilir


Filmin künyesi: Göç (2025, İngiltere) 

Orijinal Adı: Exodus 

Yönetmen: Serkan Nihat 

Senaryo: Refik Güley, Serkan Nihat, Erkan Çıplak

Oyuncular: Denis Ostier, Ümit Ülgen, Dilan Derya Zeynilli Müzik: Ender Akay 

Süre: 1 saat 44 dk


Kamera Arkası


The Pursuit of Happyness, filminin adındaki “happyness” sözcüğü, ilk bakışta yazım hatası gibi görünse de aslında kasıtlı olarak kullanılmıştır. Doğrusu “i” harfiyle yazılan bu kelime, baş karakterin oğlunun gittiği kreşin duvarında belirir ve derin bir anlam taşır. Mutluluğa giden yolun herkes için aynı olmadığını, bazen dil bilgisel olarak bile farklı yazılabildiğini hatırlatır. Yanlış yazılmış “y”, toplumun “kenarında” kalanlar için mutluluğun geleneksel biçimlere sığmadığının sessiz bir göstergesidir.


Senin Filmin


Çocuk, Köstebek, Tilki ve At (The Boy, the Mole, the Fox and the Horse) sabır, umut, zarafet, sadakat ve iç dünyayı onarma gibi değerleri, sade ama etkileyici bir dille işliyor. İzlerken, filmin Nevbahar okurlarının taşıdığı evrensel ahlaki yüksek ilkeleri aktardığını hissettim. Kalbe dokunan bu film, ailece izlenip üzerine konuşulacak anlamlı mesajlarla dolu. (İsmail Tomakin, Leverkusen/Almanya)


Bul Bakalım


Bir baba, oğlunu korkudan uzak tutmak için savaşın ortasında bir oyuna başlar. Dikenli tellerin ardında, hayali bir dünya kurar. Gerçek, adım adım ona yaklaşır, ama o gülümsemeye devam eder…

Filmi doğru tahmin eden iki okurumuza birer kitap hediye!


Replik


Umut güzel şeydir; belki de en güzel şey… Ve güzel olan hiçbir şey, büsbütün yitip gitmez.

(Andy Dufresne, Esaretin Bedeli, 1994)

Önceki İçerikKırık Kalplerin İlacı: Sanat
Sonraki İçerikMizofoni

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın