
Dr. Deva |
Cevap:
Bencileyin bir yarısı “noksan” kardeşim! E-postanı okuduğumda içimde bir sızı, gözümde hafif bir buğu belirdi. Sorunu okurken, o soruyu sanki kendi kendime soruyormuşum gibi hissettim. Öyle de olabilirdi zaten; değişen pek bir şey olmazdı.
Hayatın bazı dönemlerinde, insan kendini tarif etmekte zorlandığı bir eksiklik hissiyle baş başa bulur. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi görünür; ama içeride, kimsenin göremediği bir boşluk vardır. O boşluk, bazen hasretin, bazen yalnızlığın, bazen de tam da senin gibi uzaklıkların şekil verdiği bir çukurdur. İkimizin de yaşadığı bu duyguya Cemal Safi’den ödünç bir ad verelim istersen: “Bir yanım noksan.”
İnsanoğlu, fıtratı gereği bir arayış içindedir. Bu arayış, sadece yeni şeyler öğrenme veya hedeflere ulaşma arzusu değildir; aynı zamanda anlamlı bir bağ kurma, iç huzuru bulma, kendini yeterli ve tam hissetme ihtiyacıdır. Bu yüzden içinde bulunduğun hâl, sadece sende olan bir durum değil. Ama elbette senin yükün daha ağır, daha derin, daha keskin. Ailenden, çocuklarından dokuz yıl ayrı kalmak büyük bir imtihan.
Ama şunu unutma sevgili kardeşim. Bir yanı noksan olmak, her zaman kötü bir şey değildir. Hatta bazen, bizi kendimize en çok yaklaştıran şey bile olabilir. O eksiklik hissi, kimi zaman hakiki ihtiyaçlarımızı fark ettirir. Gerçekten ihtiyaç duyduğumuz şey ne? Hangi boşluğu doldurmaya çalışıyoruz? Yıllardır hangi duyguyu görmezden geldik? Bu sorularla yüzleşme cesareti, o “noksan”lığın sunduğu bir fırsattır aslında. Eksik olduğumuzu fark ettiğimiz an, aslında tamamlanma yolculuğumuzun başladığı andır. Belki de “noksan” olmanın gizli kudreti tam da buradadır! Her şeyin tamam olduğu bir hayatı değil, eksiklerimize rağmen ayakta kalmayı seçmek. Yani beklemeyi bile bir fiil hâline getirmek… Sabretmeyi, ama pasif bir boyun eğişle değil; bulunduğun yerin hakkını vererek, anlamını çoğaltarak.
Kim bilir, belki de bu dünyada hiçbirimiz tam anlamıyla “tam” olmayacağız. Hep bir şeyler “noksan” kalacak. Ama belki de o eksiklikler, bizi yeni anlamlara taşıyan, başka insanlara ve başka âlemlere bağlayan köprülerdir. Eksik kalan yanlarımız olmasa, belki de bu kadar derin düşünecek, bu kadar içten dua edecek ya da bu kadar çok sevecek gücü kendimizde bulamayacağız.
Eğer bu “yarım kalmışlık” hâlini bir yük gibi değil de bir davet gibi görebilirsek; her adımda biraz daha farkında, biraz daha bilinçli, biraz daha kalpten bir hayat inşa edebiliriz. Ve belki de bizi asıl insan yapan da budur: Kendi eksikliğini görmek, onunla barışmak ve yine de yola devam etmeye niyet etmek…
Martin Heidegger, noksanlığı “birbirine ait olanın, henüz bir araya gelmemişlik hâli” olarak tarif eder. Ne kadar ince bir bakış! Sadece eksik değiliz; aynı zamanda potansiyeliz. Henüz tam anlamıyla var olamamış, ama bütünlüğe davetli bir varlık hâlindeyiz. Bu da eksikliği, sadece kayıp değil, aynı zamanda bir umut, bir başlangıç olarak okumamıza imkân verir.
Günlük hayatta sıkça karşımıza çıkar bu his: Tam olamamak, yarım kalmak, kavuşamamış olmak… Ama “birbirine ait olmak” hâli işte burada anlam kazanır. İki insanın birbiriyle kalpten bağ kurması, bir ailenin tek bir yürek gibi atması, bir toplumun tek bir ideal etrafında birleşmesi… En küçük halkadan en büyük daireye kadar yayılan o “birlik” hissi, en büyük eksikliklerin bile ilacıdır. Bediüzzaman Hazretleri, bu konuyu matematik diliyle anlatır: “Cemaatte vahid-i sahih olmazsa, cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür.” der. Yani insanlar bir araya gelir ama kalpler bir değilse, bu birleşme onları büyütmek yerine küçültür. Paydaları çarpar, sonuç daha da küçük bir kesir olur. Fakat kalpler bir olmuşsa, payları çarparız ve büyürüz. İşte hakiki bütünlük böyle bir şeydir. Bu, sadece sosyal bir gerçeklik değil; aynı zamanda derin bir ruhsal hakikattir. İnsan sadece etten kemikten değil, duygudan ve bağlardan da oluşur. Sevdiği kişiden uzak olan bir insan, sadece bedensel bir ayrılık yaşamaz; aynı zamanda ruhsal ve toplumsal bir eksiklik içinde olur.
Noksanlık, insanı yerinden sarsar ama aynı zamanda yerini de aratır. Nereye aitiz? Kimle bir araya gelince tam hissederiz? Hangi değerler bizi tamamlar? İşte bu sorularla içe doğru çıktığımız yolculuk, eksikliğin getirdiği bir lütuftur aslında. O yüzden, sevgili Noksan Kardeşim, bu his seni sarstığı kadar seni diriltmeye de muktedirdir. Çünkü eksikliği fark eden insan, tamamlanmaya en yakın olandır.
Sağlıcakla kal Noksan Kardeşim! Yarım yanını tamamlamaya çalışan başka bir yoldaşından selamla…


















