
Mürşidin biri, müritlerine görev vermiş. Hepsi kırlara çıkıp çiçek toplayacaklarmış. Bir süre sonra müritler ellerinde çiçeklerle dergâha dönmüşler; ancak birinin eli bomboşmuş. Mürşit sormuş: “Evladım sen hiç çiçek görmedin mi?” “Gördüm efendim görmesine de…” diye cevap vermiş derviş, “Hepsi Allah’ı tespih ediyorlardı. Zikirlerini bölmek istemedim.”
Bu bakışın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dedir: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.” (İsrâ suresi, 17/44)
Mahlukata bakışı Kur’an ayetlerinin çerçevesinde şekillenen Müslümanlar, bir yaprağı bile dalından koparmamak için hassasiyet gösterirler. Yerde dolaşan böcekleri ezmemek için başı önünde yürüyen ve ayakkabılarına ziller takan “karıncaezmez” kimseler, bu düşüncenin ürünüdür.
Mahlukatın Dilinden: Tahmidiye
Din insanın yaratıcısıyla, insanlarla, kendisiyle ve diğer bütün mahlukatla ilişkilerini düzenleyen ilahi bir sistemdir. Bu çerçeveden bakınca bir Müslüman, tabiatla ilişkisinden de sevap veya günah elde eder. Çünkü İslam’a göre bütün varlıklar gibi hayvanlar ve bitkiler de Allah’ı tesbih eder, O’nun verdiği vazifeleri yerine getirirler. Bir açıdan tıpkı melekler gibi onlar da Allah’ın memurlarıdır. Bunu fark etmeyip varlıkları abes ve gayesiz zannetmek, onların değerini yok farz etmektir.
Hayvanlar da bitkiler de müminlerin zikir ve tesbih arkadaşlarıdır. Bu mevzudaki farkındalığın, Hazreti Ali’den rivayet edilen ve Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin ehemmiyetle tavsiye ettiği Tahmidiye Duası’nda zirveye çıktığını görürüz.
Tahmidiye’de mahlukatın bütün çeşitleri ve dilleriyle Allah’a hamd edilir. Örneğin şöyle ifadeler vardır: “Allah’ım bize imanı, Kur’an’ı, İslam’ı lütfettiğin için sana mahlukatının bütün dilleri sayısınca hamdolsun. Ağaçların çekirdekleri ve tohumları adedince; hayvanların sesleri, nefesleri ve tesbihleri adedince sana hamdolsun…”
Tahmidiye Duası’nda ramazan ayının dakikaları ve Kur’an’ın harfleri ile birlikte kuşların sesleri, ağaçların çiçekleri ve tomurcukları bir arada zikredilir. Buradan şunu anlayabiliriz: Bir Müslüman; ramazana hürmetsizlik etmekten, onun bir dakikasını öldürmekten nasıl kaçınırsa; aynı şekilde hayvanlara ve bitkilere de hoyratça davranmaktan öylece uzak durur. Abdurrahim Karakoç bunu ne güzel dile getirir:
Gölgesinde otur amma,
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara,
Toprak senden incinmesin.
…
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.
Kuddûs İsmi Ve Çevre
İnsanın açgözlülüğü ve doyumsuzluğu doğal kaynakları talan ediyor; bitkilerin ve hayvanların yaşam alanları yok oluyor. Bu noktada her mümine bazı görev ve sorumluluklar düşüyor.
Cenabıhakk’ın Kuddûs ismi, Müslümanlara çevre duyarlılığı hakkında net bir hedef göstererek bize temizliğin sadece bedene ve elbiseye ait olmadığını öğretir. Bir Müslüman evini, sokağını, mahallesini ve tabiatı kirletmeyi sıradan bir davranış olarak göremez. Çünkü kirletmek, bozmak demektir. Kuddûs ismi ise temizlemeyi, arındırmayı ve güzelleştirmeyi telkin eder.
Peygamber Efendimiz, “Allah temizdir, temizleri sever.” buyurur. Ayrıca bize bir canlıyı yaşatmanın, bir canlının hayat şartlarını iyileştirmenin kişiyi cennete kadar götürebileceğini; bir canlının hayatına kastetmenin de kişiyi cehenneme sokabileceğini haber verir.
Haddizatında insan, mahlukatın halifesi olduğu için onların zikrini Cenabıhakk’a takdim etme mevkisindedir. Bu açıdan da her bir müminin çevre hukukuna riayet etmesi büyük önem arz eder. Müslümanlar çevre sorunlarına karşı duyarlı sivil toplum faaliyetlerine katılmalı, icabında bu çeşit kurum ve kuruluşları bizzat kurmalıdır. Çünkü bir kuşun yuvasını muhafaza etmek sadece biyolojik çeşitliliği korumak değil, Rabb’ini tesbih eden bir canlının hayatına saygı göstermektir. Bu yönüyle çevre duyarlılığı Müslüman için sosyal bir sorumluluktan öte, kulluğun bir parçası ve ibadettir denilebilir.
Bu kulluğu yerine getirebilmek için Bestami Yazgan gibi demeli:
Çiçeklerle hoş geçin,
Balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için,
Dalı incitme gönül.


