Niye ki Değil, İyi ki!

Birçok kere başıma gelen olumsuzluklar için "Niye böyle oldu?" diyorum, kabullenemiyorum. "İyi ki olmuş!" diyemiyorum. Kaderle bir problemim yok; ama nerede yanlış yapıyorum bir türlü çözemedim. Bana tavsiyeleriniz neler olur?

Sevgili Kardeşim;

Yaşadığımız sıkıntılar karşısında çoğunlukla “Niye bu şekilde oldu?” diye hayıflanırız, “İyi ki böyle olmuş!” diyemeyiz. Aslında bu düşünce yapısı, başımıza gelen olayın hikmetini tam anlayamamanın sonucudur. Hikmet, gaybî bir kavramdır. Hikmet ağacının kökü gayb âlemlerindedir. Meyveleri olgunlaştıkça şehadet âlemine dökülür. Bizler de dökülen meyvelere muttali olabilir ve sonuçları görebiliriz. Bu ağacın büyüyüp gelişmesi, meyvelerinin olgunlaşması için zaman gerekir. Bu zamana sabredip sebat etmek mümin için bir imtihan vesilesidir.

Hadiseler, bize ilk olarak zahirî yüzlerini gösterir. Bu ilk bakışta karşılaştığımız görüntü bazen kirli, bazen çirkin, bazen flu olabilir. Ama derinkliklerine inme, daha yakından bakma çabasında olursak hikmetleri az da olsa görmeye başlayabiliriz. Şunu da belirtelim; tüm hikmetler bu dünyada anlaşılamaz, bir kısmı ahirette kendini açacaktır.

Bütün bunlar aslında iyi bir kaza ve kader inancını gerektirir. Kaza ve kaderi Allah’ın yarattığına iman etmek, insana ferahlık veren bir durumdur. Hep demeye çalışıyorum, şu zamanlarda en önemli kitaplardan birisi Kader Risalesi ile birlikte Kur’an ve Sünnet Perspektifinde Kader kitabıdır. İmanın bütün şubelerine tekrardan, en küçük şek ve şüphe olmadan inanmak en önemli meseledir. İmanın şartları tecezzi ve inkısam kabul etmez, yani parçalara ayrılamaz, bir bütündür. İmanın altı şartı adeta bir tanedir ve Amentü’de okuduğumuz şartların bütününe tek şart olarak inanmak kâmil imanın gereğidir. İmanın rükünleri aynı zamanda birbirlerini destekler; ahirete iman kadere imanı gerektirir, Allah’a iman imanın diğer şubelerine inanmayı gerektirir.
İbrahim Hakkı gibi diyebilmek ariflerin ve asfiyanın mertebesidir:

Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Ârif ânı seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Kâinatta her şey dengededir, bizler o dengeyi ifrat veya tefrit tarafına doğru götürürsek o zaman problemler başlar. Bu, fizikî hadiselerde de sosyopsikolojik hadiselerde de aynıdır. İnsanda olan hastalıklar bile hücresel seviyede bazı dengelerin bozulması ile olur. Kanda bazı elementlerin seviyeleri artar veya azalırsa hastalıklar ortaya çıkar.

Olaylara bakış açımızı belirleyen hususları ele alalım. Her meseleyi akılla halletmeye çalışmak, en basit ifadesiyle saflıktır. Sebep-sonuç prensiplerine sıkışıp kalmak insanı mutezile yapar. Bu düşünce, ehl-i sünnet yolunun istikametine ters düşer. Sebeplere riayet etmeyelim, demiyorum. Allah’ın kâinatta yarattığı nizam ve düzene uygun hareket etmek zaten bir Müslümanın en önemli vasfıdır. Sebepleri yerine getirip gerisini Allah’a bırakmak hakiki imanın gerekliliğidir. Her şeyde olduğu gibi burada da denge çok önemlidir. Sadece sebepler üzerinden meseleleri değerlendirmek ifrat, sebepleri hiç hesaba almamak ise tefrittir. İfrat ve tefritler her zaman marjinaldir, orijinalite içermez. Dengeli bir şekilde, sebeplere verilmesi gereken kıymet kadar kıymet vermek, sonuçları da kader ve kazaya bırakmak gerçek imanın tarifidir. İfrat ve tefritten uzak kalıp sırat-ı müstakim üzere olmak tüm hayatımızda hedeflememiz gereken en önemli konumdur. Bunun içindir ki günde kırk defadan fazla Allah’tan bizleri sırat-ı müstakime sevk etmesini diliyoruz.

Kâinatta her şey dengededir, bizler o dengeyi ifrat veya tefrit tarafına doğru götürürsek o zaman problemler başlar. Bu, fizikî hadiselerde de sosyopsikolojik hadiselerde de aynıdır. İnsanda olan hastalıklar bile hücresel seviyede bazı dengelerin bozulması ile olur. Kanda bazı elementlerin seviyeleri artar veya azalırsa hastalıklar ortaya çıkar. Dengeden uzak her şey hem toplum hem de şahsi hayatımızda problemlere yol açar.

Bize düşen, adetullaha doğru kodlarla müracaat ettikten sonra “neden, niçin, niye böyle oldu” değil de “iyi ki böyle oldu” diyebilmektir. İşte kader ve kazaya iman bunu gerektirir. Bu, insanın cüzi iradesini elinden almak değildir, ki o durumda imtihan sırrı olmaz. Cüzi iradeye kendi değeri kadar değer verme ve külli iradeye teslim olma esas sırat-ı müstakimdir.

Her gün okuduğumuz en kıymetli dua ile bitirelim:

Bizleri doğru yola hidâyet et, o kendilerine nimet vermiş olduğun zâtların yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapık bulunmuşların yoluna değil! Amin.

Sağlıcakla…

Haber bültenine abone olun.

En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın

Bu hafta en çok okunanlar