Kendimle Yüzleşme Vakti

Kendi aynasına bakmadıkça hâlinden haberdar olamıyor insan. Göz her şeyi görüyor da kendini göremiyor.

Nihal Polat

Bazen tarif edemediğim ağır bir duygu gelir, çöker kalbime. Şeklini şemailini sorsalar, cevap veremem; ama kalbimi gölgeleyen bu hissin rengini bilirim. Kimi zaman da hep gün doğumuna rast gelir kalbimin yüzü. Hayat, umutla kollarını açar rüzgâr hüznümü uçurur uzaklara. Dibe vurmak ve doruklara çıkmak… Bu iki duygu yoğun olsa da uzun sürmez. İnsan tabiatında olan ikisinin arasında bir yol tutturup gitmesidir. Ancak çoğu kez bunu yapamayız. Dünyada ölçüyü kaçırdığımız an, hayatımıza artan bir huzursuzluk hâkim olur. Bedenimizle ruhumuz arasında bir çatışma ortaya çıkar. İlişkilerimiz zarara uğrar; çünkü parçası olduğumuz bu mükemmel evren ve insan tam bir ölçü ile yaratılmıştır.

Ölçüyü Bozmamak

Kâinat, işinin ehli bir terzinin özenle diktiği gelinlik gibi mükemmel tasarlanmış. Her yerinde nakışlar, inciler var… Allah’ın yarattığı ağaç, yarattığı toprağa uygun; yağdırdığı yağmur, ruh verdiği insana, hayvanlara, bitkilere… Bir çiçeğe binlerce tohum verip ihtiyaç olduğu kadarına can veren o. Binlerce canlı türünün üreme hızını ayarlayan, yağacak karı hesaplayan da o. Bütün bunlar bir yana, Rahman suresindki “ölçüyü/dengeyi bozmayın” uyarısı, insanın kâinattaki harmoniyi tahrip edebilecek potansiyelde olduğunu gösteriyor.

Alma Verme Dengesi

Alma verme dengesi, insan ilişkileri için sıkça kullanılır. Bu düşünceye göre sürekli vermek; ama karşı taraftan hiç al(a)mamak, hayatı olumsuz yönde etkileyebiliyor. İç âlemimizde de dış dünyamızda da bu dengesizliğin yol açtığı sonuçları görebiliyoruz. Bu yüzden kıymet gördüğümüz insanlara değer vermeyi ihmal etmememiz gerekiyor. Bizim onlardan emin olduğumuz kadar dostlarımız da bizden emin olmalı. Tebessümle yaklaşmayı, teşekkür etmeyi, nezaketle davranmayı, hediyeleşmeyi, paylaşmayı hayatımızın düsturları hâline getirmeliyiz.

Dünya Ağacının Olgun Meyveleri

Kâinattaki denge kadar içimizdeki denge de önemli. Beden nasıl suyun altında uzun süre kalamaz; ruh da bir bakıma öyle. Onu doyuran, besleyen gıdası kesilince solmaya başlıyor. Hz. Mevlânâ, bu durumu şu muhteşem örnekle açıklıyor: “A ulular! Bu dünya bir ağaca benzer; biz de o ağaçta yarı ham meyveleriz. Hamlar, dallara sımsıkı sarılırlar; çünkü hamken köşke yaramaz onlar. Fakat oldu da tatlılaştı, dudakları ısırır bir hâle geldi mi, ondan sonra dallara pek gevşek sarılırlar.”

Dünya denen ağaçta kalmaya niyetimiz olsa da bir gün tek tek toplanıp huzura götürüleceğiz. Ağaçtan koparılacağımız andan emin olmak istersek kemale ermemiz gerek. Olgunlaşırsak; dalından koparan, köşke ya da saraya layık görecek bizi, huzuruna çıkaracak. Eğer “ermek” istiyorsam huzuruna gitmeden padişahı kalbimde misafire etmeli hatta onu gönlümüm sahibi kılmalıyım.

Ne güzel şöyler Şemseddin Sivâsî, “Sür çıkar gayrı gönülden ta tecelli kıla Hak / Padişah girmez saraya hane mamur olmadan” Gönlünde Allah’tan gayrı ne varsa çıkar at, yoksa Hak kalbine misafir olmaz diyor şair. Hangi melik, hangi sultan girer ki imar edilmemiş, bakımsız bir saraya? O zaman günahlardan kirlenmiş kalbimi tövbe sularıyla yıkamadan Allah’ın kalbime girmesini beyhude beklememeliyim. Ruhumu beslemeli, kalbimi hazırlamalıyım. Kim bilir, sonra bir bakarsın gönül sarayımda Allah’tan başkasına yer kalmamış!

Köprüye Ev Yapmamalı

Hayatımızdaki dengeyi bulabilmek için önce dengesizliğe sebep olan şeyleri fark edebilmeliyiz. İnsanın özüne has şekli, fazlalıklarından kurtulunca ortaya çıkıyor. Tıpkı erbabının elinde ahşap bir plakadan çıkan sanat eseri gibi. Zamanımızı ve enerjimizi değersiz olana harcadığımızda, kıymetli olanı yapacak gücü bulamıyoruz. İşimizi kafaya taktıysak, ailemizi geri plana atabiliyoruz. Derdimizi dünya kılıp dünya kadar dertle uğraşabiliyoruz. Ahiretimiz için gerekli özeni gösteremeyebiliyoruz.Tedavi için hastalığı saptamak gerekir. Teşhis için “dışına” bakmak boşuna. Dışarıdaki bozukluk/lar, içteki yaraların birer yansıması zira.

Nâsır-ı Hüsrev, “Bu dünya köprüdür ve sen o köprüden geçiyorsun; üzerinden geçilen köprüye ev yapılmaz.” diyor. İnsan, kendisine yatırım yapmadıkça köprünün üzerinde olduğunu bile fark edemeyebiliyor. Bunu farketmek de “kendini bilmekle” ilgili. Kendini bilmek, kendini tanımak demek. Kendine zaman ayırmak, ruhunu doyurmak için beslenecek mecralara/gıdalara başvurmak… Kendini bilmeden Allah’ı bilemiyor insan. Aziz Mahmud Hüdâyî’nin dediği gibi: “Edep yolun gözleyen erkânı bilmek gerek / Hakk’ı bilmek isteyen insanı bilmek gerek” Kendi aynasına bakmadıkça hâlinden haberdar olamıyor insan. Göz herkesi görüyor da kendini göremiyor. Kul, kendi kusurunu görmekte pek mahir değil. Bu yüzden aynayı doğru yere tutmak gerekir.

Haber bültenine abone olun.

En son haberler, teklifler ve özel duyurulardan haberdar olmak için.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazın

Bu hafta en çok okunanlar