
Seyir Defteri
Modern hayatın hızlı temposu artık hepimizi bir yarışın içine çekiyor. Alarm sesleriyle başlayan günler, cevaplanması gereken e-postalar, bitmek bilmeyen bildirimler… Her günü yetiştiremediğimiz işlerin sıkıntısı ile tamamlıyoruz. Oysa son yıllarda dünyada giderek yaygınlaşan bir düşünce var: “Yavaş yaşa, daha çok hisset.” Bu anlayışa “slow living”, yani yavaş yaşam deniyor.
Kökeni 1980’lerin sonuna, İtalya’daki “Slow Food” (Yavaş Gıda) hareketine dayanıyor. Bu hareket, fast food zincirlerinin hızla yayılmasına tepki olarak ortaya çıktı. Amaç; yemeğin sadece karın doyurmak değil, bir kültür, paylaşım ve farkındalık aracı olduğunu hatırlatmaktı. Zamanla bu düşünce yemekle sınırlı kalmadı; “slow city”, “slow travel”, “slow fashion” gibi kavramlara dönüştü ve tüm dünyaya yayıldı.
Yavaş yaşam, tembellik değil; bilakis farkındalıkla yaşamayı seçmek demek. Çayını ya da kahveni aceleyle içmek yerine kokusunu ve tadını duymak, yürürken telefona değil gökyüzüne bakmak, müzik dinlerken onu ruhunda hissetmek… Tüm bunlar, hayatın hızına karşı küçük ama etkili bir direniş.
Dünya genelinde birçok şehirde bu anlayış artık bir yaşam tarzına dönüşüyor. Örneğin İtalya’daki “Cittaslow” (Yavaş Şehir) hareketi, gürültü ve hava kirliliğini azaltmayı, tarihî ve doğal dokuyu korumayı, yerel mutfağı ve kültürü yaşatmayı, yani hayatı daha insan odaklı hâle getirmeyi amaçlıyor. Yavaş şehirlere örnek olarak İtalya’nın Orvieto şehri (Cittaslow hareketinin merkezi), İspanya’nın Granada şehri, Japonya’nın Kyoto şehri ve Türkiye’den de Ahlat, İznik ve Akyaka gibi yerler gösterilebilir. Bu bölgelerde “trafik, reklam panoları ve beton”un tersine “doğa, el emeği ürünler ve paylaşım” ön planda. İnsanlar buralarda “zamanla yarışmak” yerine “zamanla dost olmaya” çalışıyor.
Sosyal medyada da benzer bir dönüşüm gözleniyor. Influencer’lar artık “daha fazla tüket” yerine “daha sade yaşa” mesajı veriyor. Minimalist dekorasyonlar, sade gardıroplar, doğal içerikli ürünler popülerleşiyor. Çünkü insanlar fark ediyor ki, mutluluk çoklukta değil; sade, anlamlı bir yaşamda gizli. Yavaş yaşamak, aynı zamanda ruhun temposunu yeniden keşfetmektir. Sabahın sessizliğinde bir fincan kahve içmek, akşam yemeğini birlikte hazırlamak, yürürken derin nefes almak… Bunlar küçük ama derin farkındalık anlarıdır.
Belki de asıl lüks artık hız değil, dinginliktir. Yavaş yaşamak; zamanı yönetmek değil, onunla uyumlu olmaktır. Ve belki de modern çağın en zarif özgürlük biçimi budur: Koşmadan da güzelleşen bir hayat.
Moda İkonu
Gözlükle Tarzını Konuştur

Gözlük artık yalnızca görme kusurlarını düzeltmek için değil, kişiliği ve tarzı yansıtan güçlü bir moda aksesuarı olarak da hayatımızda. Doğru seçildiğinde bir çerçeve, yüz hatlarını dengeleyebilir, karakterinizi yansıtabilir ve stilinizi bambaşka bir seviyeye taşıyabilir.
Yuvarlak yüz hatlarına sahip olan kişilerde yüz genişliği ve uzunluğu birbirine yakındır. Çene hatları yuvarlak ve yumuşaktır. Bu yüz tipi için köşeli çerçeveler idealdir; yüzü daha keskin ve dengeli gösterir. Kare ya da dikdörtgen yüzlülerde alın, elmacık kemikleri ve çene genişliği neredeyse eşittir. Çene köşeleri keskindir. Bu durumda yuvarlak veya oval hatlı çerçeveler daha yumuşak bir görünüm sağlar. Kalp şeklindeki yüzlerde alın geniş, çene dar ve köşelidir. İnce metal çerçeveler bu tip yüzlerde, yüzün üst kısmındaki genişliği dengeleyerek zarif bir etki yaratır. Oval yüz tipinde ise alın genişliği, elmacık kemiklerinden biraz daha dardır ve neredeyse her model bu yüz şekline uyum sağlar.
Elbette gözlüğün şekli kadar rengi ve tasarımı da oldukça önemlidir. Örneğin sade bir görünüm için şeffaf veya pastel tonlarda çerçeveler, iddialı bir stil içinse kalın ve renkli çerçeveler tercih edebilirsiniz.
Unutmayın, doğru seçilmiş bir gözlük yalnızca gözlerinizi değil, öz güveninizi de çerçeveler.
Gurme
Karpatka

Hem görüntüsü hem tadıyla büyüleyen Karpatka, üstüne serpilen pudra şekeriyle karla kaplı Karpat Dağları’nı andırır. Adını da bu görünümden alır. Polonya’nın en sevilen pastalarından biri olan Karpatka, evlerde de sıkça yapılır.
Kreması için süt, şeker, un, nişasta ve yumurta sarısını pişirin; ocaktan alınca vanilyayı ekleyin. Soğuyunca yumuşamış tereyağıyla çırpın.
Hamuru için su, margarin ve tuzu kaynatıp unu ekleyin, helva kıvamına gelince soğutun. Kabartma tozu ve yumurtaları ekleyip çırpın. Hamuru iki kalıba bölerek 165° derecede 35 dakika pişirin.
Soğuyan katların arasına kremayı sürün, üst katı kapatın, iki saat dinlendirip pudra şekeriyle
servis edin.
Afiyet olsun.
Nereye Gitsek
Balkanların Masal Şehri: Ohrid

Doğu ile Batı medeniyetinin, tarih ve tabiatın buluştuğu şehir Ohrid, Balkanlar’ın en büyüleyici bölgelerinden biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki bu şehir, Kuzey Makedonya’da yer alıyor ve Arnavutluk sınırına da oldukça yakın. Bizans dönemi kiliseleri, Osmanlı izleri taşıyan camileri, türlü çiçeklerle süslü dar sokakları, sevimli çarşısı ve göl kıyısındaki huzurlu atmosferiyle Ohrid, tarih meraklılarına ve tabiat tutkunlarına aynı anda hitap ediyor.
Ohrid Gölü
Avrupa’nın en derin ve en eski göllerinden biri olan Ohrid Gölü, masmavi sularıyla şehrin en büyüleyici manzaralarını sunuyor. Göl kenarındaki yürüyüş yolları, balıkçı köyleri ve dağlarla çevrili doğal görünümü ile âdeta bir masal diyarı. Gölün üzerinde yapılan tekne turları hem manzaranın keyfini çıkarmanıza hem de gölün tarihi köylerini yakından görmenize imkân tanıyor.
Ohrid Antik Tiyatrosu
Ohrid Antik Tiyatrosu, Roma medeniyetinin izlerini taşıyan, Helenistik döneme ait tek tiyatro. Roma döneminde Gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapan Ohrid, şimdilerde Yaz Festivali etkinlikleri için kullanılıyor.
Sveti Naum Kilisesi Ve Manastırı
Kuzey Makedonya’nın Arnavutluk sınırına oldukça yakın Ohrid Gölü’ne tepeden bakan muhteşem bir konumda. Manastır, Slav alfabesinin ve Hristiyanlığın Balkanlar’daki yayılışının simgelerinden biri sayılıyor.
Ayrıca halk arasında, Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşip İslamlaşmasında önemli rol oynayan Sarı Saltuk’un mezarının da burada bulunduğuna inanılıyor. Bu inanç, Aziz Naum Manastırı’nı yalnızca Hristiyanlar için değil, Müslümanlar için de saygı duyulan bir ziyaret yeri hâline getirmiş.
Ne Yesek?
Ohrid’in mutfağı da en az tarihî mekânları kadar etkileyici. Gölden avlanarak ızgarada kızartılan, zeytinyağı, limon ve çeşitli baharatlarla harmanlanan alabalık; toprak güveçte pişirilen, bazen pastırma ya da sucukla zenginleştirilerek sunulan bir kuru fasulye yemeği Tavçe Gravçe; dışı çıtır çıtır, içi ise yumuşacık olan ve taş fırında pişirilen “burek”, Ohrid’de mutlaka tadılması gereken en geleneksel lezzetler arasında.
Ne Alsak?
Alışveriş açısından el yapımı takılar, ahşap ürünler, yöresel tekstil ürünleri ve her baktığınızda size bu masal şehrini hatırlatacak magnetler hediyelik seçenekler arasında. Ayrıca yöresel reçeller, baharatlar ve göl balıklarından ilhamla yapılan süs eşyaları da evinize bölgenin kültürünü taşımak için ideal.
Ohrid, hem tarihî zenginliği hem doğal güzellikleri hem de lezzetli mutfağıyla Balkanlar’da keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Burada geçireceğiniz birkaç gün, sizi zamanda yolculuğa çıkarırken, damağınızda ve ruhunuzda da unutulmaz tatlar bırakacak.
Genç Portreler
Hukuktan Yapay Zekâya: Sıradışı Bir Kariyer Yolculuğu

Merhaba, ben Ahmet Çağrı Özer. Türkmenistan’da doğdum. Üniversite eğitimime Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladım. Üniversitem kapatılınca kaydımı Galatasaray Üniversitesi’ne aldırdım; ancak daha sonra yurt dışına çıkmam gerektiği için hukuk serüvenim yarıda kaldı.
Bu sürecin ardından York Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği eğitimi aldım. Projelere, yarışmalara ve stajlara ağırlık vererek dört yıllık bölümü; 2,5 yıllık staj ve iş tecrübesiyle birlikte toplam 6,5 yılda tamamladım. Ardından son stajımı yaptığım Rogers’ta yazılım mühendisi olarak çalışmaya başladım.
Son iki yıldır Morningstar’da görev yapıyorum. Yapay zekâ üzerine geliştirdiğimiz proje şirkette büyük ilgi gördü ve bir uygulamaya dönüştürülmesi için bize bir yıl süre verildi. Temel görevlerimin yanında bu yapay zekâ projesi üzerinde çalışmayı da sürdürüyorum.
Ahmet’in Tavsiyesi: Amerika’da yükseköğrenim alacak arkadaşlar, mümkünse stajsız ve projesiz mezun olmamalı. En önemlisi ise akademik başarıyı; kişisel gelişim, sosyal yaşam ve topluma katkı ile dengede tutabilmek. Uzun vadede en büyük farkı da bu oluşturuyor.
















